The Final Cut

The Wall’dan The Final Cut’a 1982 – 1983 Pink Floyd Tarihi

Vernon Fitch’in The Final Cut: A History of Pink Floyd 1982-1983 kitap kapağı

Bir ara Vernon Fitch’in The Final Cut: A History of Pink Floyd 1982-1983
kitabından böyle bir çeviri yapmıştım. Kitabın çoğunluğu fotoğraflarla dolu olduğu için yazılı kısmı aşağı yukarı böyle bir şeydi. Daha önce siteye yükleyip yüklemediğimi bilmediğim için (Google yüklemedin diyor) yeniden yüklemiş olayım.

1982 yılı Pink Floyd’un The Wall filmine ait ses kayıtlarının tamamlanmasıyla geçti. Grup önceki üç yıl boyunca The Wall albümünü çıkartmış, ihtişamlı The Wall sahne gösterileri gerçekleştirmiş ve albümü filme aktarmıştı. Film için Pinewood stüdyolarında çalışmaya devam edildiği sırada yeni albüm fikri üzerine konuşmalar başladı. The Wall’un piyasaya çıkışının üstünden iki yıl geçmişti ve grubun plak şirketiyle bir albüm için daha anlaşması vardı. Albüm için yeterli müzik yapıldıktan sonra bu yolun tercih edilmesi mantıklı olacaktı. Bütün bir üç yılı The Wall ve etrafındaki çalışmalar üzerine harcadıktan sonra Waters’ın hikayenin devamı üstünde çalışmaya devam etmesi normaldi. Bu yüzden Waters çalışmalarına devam ederken dünyada meydana gelen olaylar da bu çalışmalar üstünde etkili olmasıyla yeni bir şarkı grubu oluşmaya başladı. Arjantin’in Falkland adalarını işgali ve buna İngiltere’nin karşılık vermesi üzerine Waters neticede The Final Cut’ı oluşturacak parçalar yazmaya başladı.

Spare Bricks – Artan Tuğlalar

The Wall müziklerinden The Final Cut albümüne geçişin hızlı olduğu söylenemez. Waters Mayıs 1982 yılında yeni parçalar yazmaya başladığında temel fikir albümde bazı yeni şarkılarla birlikte daha önce yayınlanmayan veya film için üstünde yeniden çalışılan şarkıları yayınlamaktı. Ancak yeni parçalarla film için yeniden hazırlanan eski şarkıları birbirine karıştırma fikri daha sonra grup tarafından tümüyle terk edildi.

Mayıs ve Haziran 1982 yılında Waters altı yeni parça yazdı: ‘Your Possible Pasts’, ‘The Final Cut’, ‘The Post War Dream’, ‘The Hero’s Return’, ‘The Fletcher Memorial Home’ ve ‘Paranoid Eyes’. Fakat hangilerinin albüme konacağına dair tartışmalar vardı. 1982 yılının Eylül ayında basında yeni Pink Floyd albümünün ‘Plus Spare Bricks From The Wall – The Wall’dan Artan Tuğlalar İlavesi’ alt başlığında ‘The Final Cut’ adıyla yayınlanacağı duyuruldu. Haberde ‘’yeni albümde olacağı filmin hikayesine ‘devam edileceği’ ve (filmde olmayan) albümde Roger Waters’ın yazdığı üç ya da dört yeni parçanın yer alacağı,  filmde olsa bile albümde olmayan bazı parçalarla kimi 1979 albümünde olan parçaların yeniden düzenlenmiş ve genişletilmiş hallerinin olacağı’’ duyuruldu.  

Ancak Waters’ın Temmuz ayından Ekim ayına kadar ‘The Gunner’s Dream’, ‘Not Now John’, ‘Two Suns In The Sunset’ ve ‘One of the Few’ adlı parçaları tamamlamasıyla albümde The Wall film müziklerinden kalanların kullanılması fikri terk edildi. Böylece ortaya bütünüyle yeni bir albüm çıkmış oldu.

Ses mühendisleri James Guthrie, o tarihte menajerleri Steve O’Rourke ile konuşan Waters’ın The Wall filminin müziklerinin yayınlanmasının uygun olmayacağını söylediğini, çünkü neticede bunun yeni bir parça ve diğer şarkıların alternatif versiyonlarıyla da olsa büyük çoğunlukla The Wall’un tekrar yayınlanması anlamına geleceğini söylediğini hatırlıyor. ‘’Hepimiz yeni bir albüm yapmamız gerektiğini hissettik. Neticede kendimizi herhangi bir başlangıç yapmadan The Final Cut albümünün ortasında bulduk. Gilmour da ‘’Soundtrack albüm yapıyorduk ancak filminden bir albüm oluşturacak kadar yeni ve farklı bir parça oluşturamamıştık’’ diyor. Böylece altı ay boyunca yeni parçalar yazan Waters sayesinde İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya politikası ve İngiltere temalı yeni Roger Waters şarkılarından oluşan bir albüm ortaya çıktı.

Roger Waters’ın Falkland Adaları savaşı için yazdığı şarkılar The Final Cut albümünün temelini oluşturur. Bu şarkılarda Waters savaşın toplumun geleceği için faydasını sorgular. Bu yüzden albümü anlayabilmek için bu savaşı da kısaca hatırlamakta fayda var.

Falkland Adaları Savaşı

Falkland adaları 1833’den bu yana İngiltere’nin idaresinde olan Güney Amerika’da Arjantin sahillerinde bulunan yaklaşık 200 kadar adadan oluşmaktadır. Adaların egemenlik hakları üstünde İngiltere, Fransa, İspanya ve Arjantin’in yıllardan beri gelen ihtilafları bulunuyordu. Özellikle Arjantin adalardaki İngiltere egemenliğini tanımıyordu. Önceleri defalarca savaşın eşiğine gelindiği halde 1982 Nisan ayına kadar bir çatışma yaşanmamıştı. 2 Nisan’da Arjantin Genelkurmay Başkanı General Leopold Galtieri geniş bir deniz kuvvetiyle adanın işgal edilmesini emretti. Bu işgal çatışmanın şiddetlenmesine neden oldu. İngilizler Arjantin ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiler ve Birleşmiş Milletler Arjantin’in derhal adalardan ayrılması çağrısı yaptı. Görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanınca İngilizler adaları geri almak için askeri güç gönderdiler.

Bütünüyle bir savaş olarak nitelendirilemese de iki ülke arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. İngiliz uçakları adadaki havaalanlarını bombaladı. 2 Mayıs 1982 tarihinde İngiliz denizaltısı torpidoyla Arjantin gemisini batırarak 323 gemicinin ölümüne neden oldu. 4 Mayıs’da Arjantin’in füzeleriyle İngiliz destroyeri büyük zarar gördü ve battı. Mürettebatından 20 denizci öldü. 21 Mayıs’da ise İngiliz kara birlikleri adaya çıktılar. Bu kez Arjantin bombardımanı başladı. 14 Haziran’da ise adadaki Arjantin Askeri Birlikleri İngilizlere teslim oldu.

İki buçuk ay süren çatışmalar sırasında 649 Arjantin askeri 255 İngiliz askeri öldü. Daha sonra yapılan araştırmalarda bunlara ilaven toplam 1.188 Arjantinli ile 777 İngilizin savaşın başı ve sonunda yaşanan olaylardan öldüğü açıklandı. 

Kısa bir süre sonra General Galtieri görevinden ayrıldı ve ülkede seçimler yapılırken, İngilizler Falkland Adalarında tekrar kontrolü ele geçirdiler. Arjantin bugün dahi adalarda hak iddia etmeyi sürdürmektedir.

Aralarında Roger Waters’ın da olduğu pek çok İngiliz vatandaşı 255 İngiliz askerinin öldüğü bu çatışmaları son derece gereksiz bulmuştu. Waters, ‘’Arjantin gemisi Belgrano’nun batırılmasından önce birliklerin durdurulması yanlıştı. Buna karşın onların Falkland’ı işgal etmelerini de haklı bulmuyorum’’ dedi. ‘’Bu dünyanın Galtierileri aşağılık insanlardır. Fakat Birleşmiş Milletlerdeki görüşmelerde iki ülkenin karşıt görüşleri birbirine çok yakınlaşmıştı ve İngiliz ve Arjantinlilerin savundukları birbirine yakın pozisyonlar olayın başında ve sonunda kaybedilen hayatlarla ödendi. Orada savaşanların bile birden patlayan bu olayda için şok geçirdiklerini ve birden düşünüp ‘’Bir dakika, ne oldu şimdi? Ne elde ettik?’’ dediklerini düşünüyorum. Pasifist olduğumu düşünmeyin. Dünyada savaşılması gereken savaşlar vardır ancak bu savaş onlardan biri değildi. Şimdi yürüyüş için bile lanet bombalar, mayınlar,  tuzaklarla dolu bir adamız var.’’

Yıllar sonra Waters fikirlerini değiştirmedi. ‘O zaman ne düşünüyorsam bugün de aynısını düşünüyorum. İngiliz Hükümeti bir anda Güney Amerika’ya ordu gönderme yolundan önce diplomatik yolları o zaman yaptığından çok daha aktif bir şekilde kullanmalıdır. Bir şekilde ulaşılabilecek bir uzlaşma pek çok hayatı kurtarabilirdi.’’

Pek çok İngiliz vatandaşı Başbakan Margaret Thatcher’in Falkland savaşını İngiliz milliyetçilerin oylarını kazanarak kendisi ve partisinin çıkarına yaptığını düşünüyordu. Neticede ertesi yıl bunun etkisi görüldü. 

Falkland Adaları savaşında ve genel olarak İkinci Dünya Savaşında kaybedilen hayatlar Roger Waters’ın kafasında zaten oluşan fikirleri daha ön plana getirdi. Dünyaya barışı getirmek için aralarında Waters’ın babası Eric Fletcher Waters’ın de bulunduğu pek çok kahraman hayatlarını bu savaşlarda kaybetmişti ama neyin karşılığıydı bu?

Yıllar sonra Waters The Final Cut’ı şöyle tanımlayacaktı, ‘’ Albüm Refah toplumunun başlangıcıyla herkesin diğerini önemseyeceğini bir dünya oluştuğunu sanıp ilerlediğimizi düşündük. Ancak bunun tümüyle yok olduğunu ve Margaret Thatcher yönetiminin Dickens toplumuna (Charles Dickens’in kitaplarında anlatılan fakir ve mutsuz) çevirdiğini gördüm’’ diyor. (ÇN: Büyük ölçüde Brave New World – Cesur Yeni Dünya etkileşimi) 

İngiltere’nin ikinci dünya savaşındaki rolünü sorgulayan Waters, savaş sonrası İngiltere, Falkland Savaşı ve babası Eric Fletcher Waters için şarkılar yazar. Sonuçta The Final Cut albümü ‘’Roger Waters’ın savaş sonrası rüyası için ağıtı – a requiem for the post war dream by Roger Waters adıyla babasına adanır.

Her ne kadar yeni Floyd albümünün teması Mayıs 1982 de ortaya çıktıysa da Waters bunu o tarihte hikaye bütünlüğü olan bir konsept albüm olarak düşünmemişti. Albüm o aşamada belli bir konu üstüne yazılmış şarkılardan oluşuyordu.

1982 Eylül’ünde Waters durumu şöyle açıklıyordu: ‘’Bu albümde hiç birimizin nasıl olacağına dair tam bir fikri yok. Normalde oturup bir kaç sayfa boyunca duygularımı karalarım ve sonra onları uygun sıraya koyarım ancak bu şu ana kadar böyle bir şey olmadı.’’

Her ne kadar bu albümde yeni şarkılar yer alacaksa da bazı müzik ve sözler The Wall projesinde bir ölçüde kullanılmıştı. The Final Cut’daki en az dört parça sözel açıdan doğrudan The Wall ile ilişkiliydi. ‘Your Possible Pasts’daki sözler The Wall filminde Pink’in tuvaletin yanında not defterinden okuduğu sözlere çok yakındır. ‘One of the Few’ sözleri The Wall’daki Öğretmen karakteri için söylenmiştir. Aynı şekilde ‘The Hero’s Return’ parçası da yine Öğretmen’i hedef almıştı. Roger Waters’ın demo kayıtlarında parçanın adı ‘Teacher, Teacher’ olarak geçiyordu. Yine albümü adını veren ‘The Final Cut’ parçasında yer alan ‘’And if I’m in, I’ll tell you what’s behind the wall’ sözleri The Wall temasındaki zayıflık, izolasyon, terk edilmişliğe göndermedir. 

1982 Yılında Pink Floyd

Grup her ne kadar bir albüme başladıysa da The Wall kayıtları sırasında yaşanan olaylar ve konserlerin bitimiyle Rick Wright’ın gruptan ayrılmasından sonra grup içi ilişkilerde ciddi sürtüşmeler vardı. Bunlar Gilmour’un Waters’ın şarkılarına yaptığı katkıların seviyesi, Gilmour’un kendi bestelerinin seviyesi ve prodüksiyon üstüneydi. Bunlara ilaveten Gilmour, pek çok konuda Waters’ın dünya görüşlerini de paylaşmıyordu. Görüş ayrılıkları kavgaya varacak boyutlara ulaşmasa da duygu yapıları üstünde kesinlikle etkili olmuştur. Gilmour o günleri şöyle anlatıyor, ‘Stüdyodan eve dönerken arabada yalnız olsam bile bağırır ve isyan ederdim. Bu Roger’in hatasıydı. Benim müziğimi istemiyordu. Benim fikirlerimi istemiyordu. Böylece olay artık eğer gitar çalmamı istiyorsan beni çağır gerisine karışmıyorum noktasına geldi. Waters da bu durumu Gilmour’un albümdeki politik düşünceye katılmadığı şeklinde yorumluyor. Waters,‘Margaret Thatcher hakkında söylediklerime katılmıyordu. Ama anlaşmak zorundaydı çünkü kendisinin hiç parçası yoktu, bir tane bile. Çok nahoş olaylar yaşandı’ diyor. Bu çatışmada Gilmour’un yanında yer almasıyla Mason ile Waters’ın da arası açıldı. Gelinen bu aşamayı Waters şöyle yorumluyor: ‘Albüm aşamasının dörtte birini geçtikten sonra anladım ki ben artık David Gilmour ve Nick Mason ile bir albüm daha yapamam.’’

Aralarındaki bu farklılığa rağmen kalan üç üye albümü bir şekilde tamamlamayı başardılar ancak bu onların birlikte grup içinde yaptıkları son albüm oldu.  

Kayıt Seansları

Albümün stüdyo kayıtlarında müzisyenlerin çalabilmesi için klavuz kanallar, şarkı şablonları ve orkestra desteği gerekiyordu. Bu kayıtların çoğunda çalışan Andy Jackson şöyle anlatıyor, ‘İşlem seriden çok paralel ilerledi. Yani tek şarkının baştan sona yapıp bitirilmesinden çok albümdeki parçalar için demolar hazırlandı. Tüm şarkılar için şarkıların temel yapısını belirleyen, ritmik klik üstüne çalınan gitar veya piyano ve yanında rehber olarak yapılan vokal kayıtları hazırlandı. Davullar ve diğerleri bunların üstüne çalındı. Elbette ki orkestra bu albümün çok önemli bir yapı taşıydı bu yüzden onların kaydı çok büyük bir ilerleme oldu.

Albüm kayıtları The Wall film müzikleriyle başladığı için ilk olarak filmin müziklerinin hazırlandığı Pinewood stüdyoları kullanıldı. Bu yüzden 2004 baskısında albümde kendine yer bulan ‘When The Tigers Broke Free’ parçası burada kaydedilmiştir.

Bilardo Odası Roger Waters’ın evindeki kayıtların yapıldığı yerdi ve sadece bir bilardo masası alacak büyüklükteydi. Vokal kayıtlarının çoğunu bu bilardo masasının kenarında yapıldı. Ayrıca 1982 Mayıs ayından itibaren diğer gitar ve bas kayıtlarının da çoğunluğu 24 kanallı stüdyo kısmı da bulunan evde James Guthrie tarafından yapıldı.

Nefesli kayıtlarının büyük kısmı ise Abbey Road’un A stüdyosunda yapılmış. Beatles’in en önemli albümlerindeki kayıtlarının da yapıldığı bu dört kat yüksekliğinde tavanı olan büyük kayıt odası dört saniye süren yankı süresiyle her türlü enstrumanın doğal reverb tınısına sahip. Guthrie bu yankının en geç etkisini kaydedebilmek için salonun en uzak yüksek köşesinde  George Martin’li Beatles tarafından defalarca yaptığından emin olarak asistana mikrofonlar hala orada duruyor değil mi diye sorduğunda aldığı cevap şaşırtıcı. ‘Hayır, bugüne kadar kimse oraya öyle bir mikrofon koymadı.’

Bunun üstüne Andy ile birlikte metrelerce uzunluğunluğunda kablolar döşeyip üstleri kapanan (catwalk) bağlantılarla mikrofonları yine yerden metrelerce yukarıya çok büyük emek harcayarak yerleştiriliyor. Neticede çok kaliteli 3 boyutlu ses kaydını en uygun şekilde yansıtacak şekilde yaylı kayıtları elde etmişler. Bundan ötürü Guthrie mikrofonların orada kalacağından emin olarak Kate Bush’un Hounds of Love albüm kayıtları için Abbey Road’a döndüğünde yine soruyor, ‘Mikrofonlar orada duruyor değil mi?’. Aldığı cevap yine beklenmedik şekilde ‘Oo hayır hepsini indirdik’. Böylece tüm işlem yeniden tekrarlanıyor.

The Post War Dream’ın girişindeki radyo anonsu ‘It was announced today that the ..’ şeklinde başlayan bölüm Audio International Stüdyolarında, Michael Kamen’in albümdeki piyano kayıtları ise The Who’dan Pete Townshend’in Eel Pie stüdyolarındaki Bosendorfer Model 225 piyanosunda kaydedilmiş. 

Bugün artık bir alışveriş merkezine dönüştürülen Olympic Stüdyoları ise Haziran ayında Nick Mason’un, Ekim ayında da Andy Newmark’ın davul kayıtları için kullanıldı. Buna ilaveten RAK Stüdyoları da bazı hammond, gitar ve vokal kayıtları için kullanıldı. 

James Guthrie’nin teyp operatörü olarak kariyerine başladığı Mayfair Stüdyoları ise son aşamadaki kayıt ve miks işleri için kullanımış. Stüdyonun Amek M3000 modeli mikseri her kanalında parametrik EQ bulunan ilk prodüksiyon masalarındandı. 24 kanallı Studer ve 2 kanallı teyplerine ilaveten grup ve Guthrie kendi ekipmanlarını da stüdyoya taşıdılar. Grup sabah 10 ile akşam 6’ya kadar çalıştıktan sonra sadece mühendisler geç saatlere kadar kalabiliyordu. Bu çalışmaların başında ‘When The Tigers Broke Free’ ve ‘Bring The Boys Back Home’ bu stüdyoda hazırlanarak 1982 yılı Temmuzunda 45’lik olarak yayınlandı. Phil Taylor, Gilmour’un The Wall’da kullandığı Black Strat, MXR delay pedal ve 4X12 kabinlerini destekleyen HiWatt amplisini stüdyoda yaptığı kayıtlarda kullandığını hatırlıyor.    

Mayfair’deki çalışmalar 1982 Haziranında ardından Ekim 1982’den Ocak 1983 tarihine kadar sürüyor. Master bantlar ise yine burada 1983 Şubat ayında tamamlanıyor. Çalışmalar sırasında çekilen fotoğraflarda Waters ile Gilmour’un video oyunları oynadıkları görülüyor. 

Kayıt yöntemi olarak timecode ile birbirine synclenen iki teyp kullanılıyor. Bu yöntem The Wall albümünün kayıtlarında da kullanılan yöntemdi. Önce davul kanalları bir kaç diğer rehber enstrüman ile 16 kanallı master teybe kaydedilir. Bunlar kendi aralarında mikslendikten sonra diğer 24 kanallı senkron slave teybin iki kanalına kaydedilir. Çalışmalar bu rehber iki kanalın üstüne (1 kanal senkron için timecode, 2 kanal davul tercihan guide track hariç) 20-21 kanallı slave teybe yapılır. Daha fazla kanal gerektiğinde ikinci bir 16 inç slave teyp kullanılır. Böylece toplam üç teyp ve bantla 52-53 kanal kapasitesine ulaşılabiliniyor.

Davul olmayan parçalarda orkestra müzisyenleri için klik kanalı hazırlanıyor, enstrumanlar onun üstüne çalıyorlar.

Okan hakkında

PinkFloydTurk.Net admini, Floyd fanı, müziksever, eski ses mühendisi, amatör astrofotoğrafçı.

27 Aralık 2020 tarihinde Pink Floyd Klasörü, Stüdyo Albümleri, Tarihçe içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: